 |
Anasayfa
Tarihçe
Tüzük
Üyelerimiz
Yönetim Kurulu
Genel kurul raporları
Bülten yazıları
Duyurular
Site yöneticisi
|
 |
|
2003 DİYARBAKIR KAZASI
8 Ocak 2003 günü Diyarbakır'da düşerek 75 kişinin ölümüne neden olan THY uçağı kazası, pilotu veya THY'yi temize çıkarmaya veya tersine karalamaya çalışan, bütün suçu sise veya ILS cihazı bulunmayışına, ya da uçakta cep telefonu kullanımına bağlayan yorum ve yazıların yarattığı bilgi kirlenmesinin dışında değerlendirilmelidir. Havacılık Tıbbı Derneği, kazalarda insan faktörünün teknik konulardan çok daha önemli olduğuna ve bu yönde yeterli çalışma yapılmadığına inanmaktadır.
Katı gerçek: Havacılıkta "uçak kendiliğinden düşmez, onu bir düşüren vardır ve bu da genellikle pilottur." Sis, ILS cihazı olmayışı gibi unsurlar bu kazanın tali nedenleridir; her uçuşta benzeri olumsuz durumlarla karşılaşılabilir ama iyi eğitilmiş bir pilot bu durumda kazadan başka yapabilecek bir şeyler bulur (meydan turu ile zaman kazanmak, inişin iptali, vs.) Kazada teknik nedenlere ağırlık verilmesine karşın, havacılık tıbbı açısından yaklaşıldığında şu olasılıklar kazayı açıklamakta daha önemli gibi görünmektedir:
a. Bu kazanın oluşumunun sis içinde başlaması ve Ulaştırma Bakanı tarafından, "pilotun pozisyonu hakkında tam olarak bilgi sahibi olmadığı " yorumu yapılmış oluşu, kazanın havacılık terminolojisinde durum muhakemesi kaybı (loss of situational awareness-LSA) denilen bir problemle ilgili olabileceği kanaati uyandırmıştır. Pilot sis içinde görüş referansı olmadan uçmakta, belki de sis arasından yeri görebileceği bir boşluk aramakta iken gereğinden fazla alçalmış, iniş takımı lambalarının sisteki yansıması görüşü daha da bozmuş, hatta yalancı bir tırmanış hissi vermiş de olabilir. Bu süreçte kule ve uçuş ekibi ile iletişimini sürdürmeye çalışan, çok kısa bir zaman diliminde karar vermek zorunda kalan pilot durum muhakemesini yitirmiş, uçağa yanlış kumanda vermiş olabilir... (Olay kaide dönüşünün hemen çıkışında olsaydı koriolis illüzyon da düşünülebilirdi.)
b. Olaya dışarıdan bakan, konuya yabancı bir göz bile, pilotun bu koşullarda inişi iptal etmesi gerektiğini düşünebilir. Pilot neden şansını fazla zorlamış ve riske girmiştir? Burada uçuş psikolojisi unsurları düşünülmelidir. Örneğin alışkanlık tuzağı: Aynı meydana daha önce (görerek) defalarca inebilmiş bir pilot için, bazen kuralları biraz zorlayarak veya risk alarak zor bir inişi başarıyla tamamlamak kendisine ve çevresindekilere karşı bilinçdışı mekanizmalarla bir hoşnutluk duygusu verebilir. Bu tatminin ötesinde, pilot bu işi gerçekten başarabileceğine de inanır.
c. Belki kazadan 5 dakika önce yolculara bir anket uygulansaydı, böylesine sisli bir havada pilotun koşulları biraz zorlayarak inişi denemesi yönünde istek belirtecek kişiler belki de %70-80'lerde olacaktı. Tersine, pilotun inişi iptal edip İstanbul'a dönme kararı aldığı yolculara iletilseydi, gene %70-80 gibi bir memnuniyetsizlik tepkisi gelecekti. Çünkü çoğu insanın içinde "kendisine bir şey olmayacağı, hatta ölmeyeceği" gibi bir incinmezlik düşüncesi (invulnerability) vardır. Ayrıca iyi bir pilotun böyle zor zamanlarda ustalığını göstererek zoru yeneceğine dair bir inanç vardır.
d. Burada "eve dönüş sendromu" olarak bilinen bir gizli etkenden de söz edilebilir. Yolcu ve mürettebatın 5 dakika sonra "hayırlısıyla" bitecek bir uçuş sonrası için planladıkları birçok iş olabilir (çocuğunun yaş günü, eşinin hastalığı, özlemler, ticari işler, vs.). İnişin iptali yüzünden geri dönmek, programların altüst olması, yeniden yolculuk sıkıntılarına girmek vs. bir hayal kırıklığı yaratır. Pilot bu manevi baskıyı daima sırtında hisseden kişidir ve onu risk almaya zorlayan görünmez nedenlerinden birisi de bu olabilir. Özgüveni yüksek ve kararlı bir pilot bunlara karşı koyabilmelidir.
Uçaklar sofistike elektronik-mekanik sistemleriyle mükemmellik sınırına ulaşmıştır. Ama sistemin en zayıf halkası insandır. Bütün araştırmalar ve kaynaklar tüm kazaların % 70-80'inin insan faktörüne bağlı olduğunu göstermektedir. Bu oranın yarısı (% 52) ise karar verme hataları ile ilgilidir.
Havacılıkta hatalı karar vermenin alt unsurları:
* fizyolojik duyu yanılgıları (illüzyonlar) nedeniyle pozisyon algısının bozulması (disoryantasyon, vertigo),
* durum muhakemesi kaybı (LSA)
* psikolojik bozukluklar (aşırı güven, riske girme, maço tutumlar, kurallara uymama, yanlış alışkanlıklar, inisiyatif eksikliği, vs.)
* iletişim sorunları (CRM),
* dikkatsizlik, fiksasyon, idari ve lider hataları…
Şüphesiz hiçbir pilot kendi yaşamına da mal olan bir yanlış kararı bilerek-isteyerek vermez. İçkulak denge organının (vestibül) veya gözün bazı uçuş hareketleri yüzünden yanlış mesajlar üretmesi (illüzyonlar), pilotların zaman zaman karşılaştıkları ve önlemlerini bildikleri konulardır; ama bu hissi yaşarken onu yok saymak da çok zordur. Çaresi eğitimdir.
Ulaştırma ve Sağlık Bakanlıkları, THY, TALPA ve Üniversite Tıp Fakültelerinin Sorumlulukları ve Beklentiler:
Uçuş kazalarını sıfırlamak belki ütopyadır ama bilimsel yaklaşımlar ve eğitim ile bu hedefe yaklaşılabilir. Havacılık tıbbı bakış açısıyla sivil havacılıkta çeşitli oranlarda sorumlulukları olan kişilerin, daha çok bilim, daha çok eğitim, daha çok kontrol ilkesini göz ardı etmemeleri gerektiğine inanıyoruz.
Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç
Billund Havaalanı olayı
4 Haziran 2003 günü saat 16.30'da bir Onur Air uçuşunun iniş safhasında (Danimarka Billund Havaalanı) kaptan pilot Kahraman Tokuşoğlu fenalaşmış ve kalp krizi nedeniyle vefat etmiştir. Bu üzücü olayın tek tesellisi, 56 yaşındaki pilotun belki kendisinin de bilmediği sinsi bir kalp hastalığının ilk belirtilerini (nefes darlığı) fark ederek kumandayı diğer pilota devretmesi, çok sayıda masum insanın yaşamının kurtulmasıdır.
Şüphesiz, kazasız biten her hava yolculuğu, sisteme titiz katkıları olan uçuş ekibi, bakım, hava trafik ve sağlık personeli ile yöneticilerin eseridir. Bu anlamda ülkemiz sivil havacılığının birçok başka ülkeye göre sicilinin oldukça iyi oluğu da söylenebilir. Ama bu dinamik bir süreçtir ve titizliğin hiç elden bırakılmaması gerekir. Mükemmel bir uçuş bir sonrakinin garantisi sayılamayacağı gibi, çok sağlıklı bir pilotun ertesi gün de sağlıklı olacağı söylenemez.
Yolda yürürken veya istirahat esnasında bile ortaya çıkabilecek olan Ani Tıbbi Yetmezlik - ATY (inkapasitasyon) durumları uçuş sırasında bir pilotun başına geldiğinde doğacak tehlikenin boyutu bireysel olmaktan çıkar, pilotun taşıdığı yolcu sayısından da fazla olabilir. Hatta yer koşullarında yaşamsal olmayan ve basit müdahalelerle yatıştırılabilecek olan bazı tıbbi problemler uçuş koşullarında pilotu yetersizliğe düşürme ve ağır kazaların nedeni olabilme potansiyelindedirler. Birçok pilot bu rahatsızlıkları hissettiğinde tam veya kısmi yetersizlik içine girer; ancak çeşitli nedenlerle kendini iyi gösterme, kumandayı diğer pilota devretmek istememe, uçağı emniyetle indirmeye çalışma eğilimindedir.
ATY nedeni olabilen hastalıklar: Kalp krizi, beyin kanaması, paralizi, epilepsi, pnömotoraks, kan şekeri ve tansiyon yükselmesi / düşmesi durumları, senkop, mide kanaması, fıtık, varikosel, böbrek-safra taşı kolikleri, dekompresyon hastalıkları, kulak-sinüs--diş ağrıları, migren, vertigo, hipoksi, ateş, gıda zehirlenmesi, bulantı-kusma, ishal, uçak tutması, uçuş korkusu, panik, kullanılan ilaçların yan etkileri, jet-lag, yorgunluk, uyuklama, vs.
36 bin pilotun 10 yıl içindeki uçuşlarını kapsayan bir IATA araştırmasında, tıbbi yetersizlik geçiren 26 olgunun analizinde; 10 enfarktüs, 7 epileptik bayılma, 6 senkop ve 3 hipertansiyona bağlı beyin kanaması olguları rapor edilmiştir. Pilot ve uçuş mühendislerinin uçuş sırasındaki ATY olayları üzerinde ayrıntılı bir çalışma da Air France tarafından yayınlanmıştır. 1968-1988 periyodunda uçağın yönetiminde görev alan 1800 kişinin tarandığı ve 10 olayın incelendiği çalışmada, 8 olayda birer kişinin ve 2 olayda da tüm kabin personelinin tıbbi yetersizliğe düştükleri belirlenmiştir.
Billund olayı bir uyarı olarak görülmeli, pilotların sağlık kontrolleri ciddiyetle yapılmalıdır.
Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç
1999 THY - Trakya Uçağı Kazası
24 Aralık 2003 tarihli Hürriyet ve Sabah Gazetelerinde manşetten verilen haberde, 7 Nisan 1999 saat 00.33'de vuku bulan uçak kazasının raporu açıklanmakta ve "Kabin Görevlileri Dikkat Dağıttı" başlığı kullanılmakta idi.
OLAY: THY'nin Boeing 737-400 tipi Trakya uçağı, Adana Havaalanından kalkışından 11 dakika sonra bir tarlaya çakıldı. Uçak Suudi Arabistan-Cidde'ye hacıları almak üzere 2 pilot (Kaptan Kıvılcım Tuncer, İkinci pilot Sami Bezcioğlu) ve 4 mürettebat ile yolcusuz olarak havalanmıştı. Gazetelerde saniye saniye verilmiş olan ses kayıtları, hosteslerin yalvarmalarını, paniklerini ve kaptanın ikinci pilota, "aman ağabey, gittik, gidiyoruz, bas.." gibi konuşmalarını yansıtmaktadır. SHGM Uçuş Standartları Daire Bşk. Haydar Yalçın başkanlığındaki kurulun hazırladığı raporda, "kokpitte bulunan hosteslerin pilotların dikkatini dağıtması ile buzlanma önleyici pitostatik sıcaklık sisteminin devreye sokulmamış olmasının kazaya neden olduğu," bildirilmektedir.
YORUM: Olaya havacılık tıbbı bakış açısıyla yaklaşıldığında, aşağıdaki unsurların kazayı hazırladığı anlaşılmaktadır:
1. Uçuş Disiplinsizliği: Kalkış öncesi yapılması gereken hazırlıklarda çeklist'e uyulmamış, bir gece uçuşunda pilota hızını bildirecek olan pitostatik sıcaklık sisteminin devreye sokulması unutulmuş, kaptan tarafından da bu hata fark edilmemiştir (Alışkanlık tuzağı). Pilotlar dışındaki kişilerin (hostesler) kalkış ve iniş safhalarında kokpitte bulundurulması ayrı bir disiplinsizliktir. Kritik durumlarda uçağa kumanda etmeyen kişilerin panik yaratmaları ve pilotların dikkatlerini dağıtmaları olasılığı bu kazada kanıtlanmıştır.
2. Liderlik: Kaptan pilot, uçağa kumanda etmekte olan ikinci pilottan askeri geçmişi itibariyle daha kıdemsizdir ve kazanın oluşum sürecindeki diyaloglarında, kaptanın bu hiyerarşik statü karmaşasını aşamadığı, çekingen davrandığı ve o anki kritik pozisyonun gerektirdiği otoriteyi sağlayamadığı görülmektedir. Yaşı ve geçmişte kalan askeri kıdemi ne olursa olsun, kaptan pilot bu uçaktaki en tecrübeli, en yetkili ve en sorumlu kişi olup böyle bir durum daha başlangıçta müdahale etmeyi gerektirirdi. Olayın kazasız atlatılması halinde, titiz davranışının saygısızlık, korkaklık gibi değerlendirilip eleştirileceği endişesi kaptanı müdahaleden alıkoymuş olabilir; ama zaten iyi bir lider bunları aşabilen, uçuş güvenliği adına yaptıklarının ardında cesaretle durabilen kişidir.
3. Ustalık (mastery): İkinci pilotun askeri uçuculuktan ayrıldıktan sonra 8-10 yıl uçmamasının, bazı uçuş becerilerini azaltmış olması muhtemeldir. Belki de usta ve tecrübeli bir pilot, uçak dalışta iken birden çekerse perdövites olabileceğini, bunun yerine belki de dalışta hız arttırıp daha sonra çekerek uçağı da kendilerini de kurtarabileceğini düşünebilirdi.(Buna benzer başka spekülasyonlar da ileri sürülebilir.) Buna karşılık kokpitte paniğe kapılmadan son ana kadar kendince çaba gösteren en soğukkanlı kişinin ikinci pilot olduğu da, bir pozitif tutum olarak ses kayıtlarından anlaşılmaktadır; ancak bu olumlu davranış diğer hataları bastırmaya yetmemiştir.
4. Karar Verme: Eğitim, tecrübe, dikkat, kurallara uyma ve liderlik unsurları, seri ve doğru karar vermeyi kolaylaştırır. Bu kazada ikinci pilot da, kaptan pilot da maalesef karar verme hataları yapmışlardır.
SONUÇ: Bu bir CRM ve LSA kazası gibi görünmektedir. CRM, Uçuş Ekibi (Kokpit) Kaynakları Yönetimi anlamına gelen bir kavram olup, "Crew (Cockpit) Resources Management" sözcüklerinden yapılmış bir kısaltmadır. Yani kokpit içindeki mürettebat gerek birbirleriyle olan ilişkilerinde, gerekse uçuşun idaresinde disiplin ve koordinasyonu yitirmişler, yaklaşan kazanın paniğini yaşayan hosteslerin telaşı pilotların uçuşa konsantrasyonunu bir ölçüde bozup doğru karar vermelerini engellemiş; kaptan otoritesini, ikinci pilot da ustalığını kullanamamıştır. LSA ise, Durum Muhakemesi Kaybı anlamına gelen "Loss of Situational Awareness" sözcüklerinin ilk harflerinden türetilmiş bir kavramdır. Bu olayda pilot, dış görüş referansının bulunmadığı bir ortamda alet uçuşu yaparken, pitostatik sistem devre dışı olduğundan, altimetre, varyometre ve sürat saatinden veri alamamış, yani hızını ve irtifayı bilmeden (veya yanlış bilgilerle) ve durum cayrosunu doğru değerlendiremeden uçmaya çalışmıştır. Sonuçta vertigo olmadan oryantasyonunu kaybetmiş olan pilot, anormal durumdaki uçağa yanlış kumanda vermiştir. Bu kazanın faturası 6 can, bir uçak ve ulusal bir havayolu şirketimize duyulan güvenin bir parça azalmasıdır.
Havacılık Tıbbı Derneği olarak, Trakya uçağı kazasının oluş nedenlerinin örtbas edilmemesini, Ulaştırma Bakanlığı tarafından hataların açıkça ve resmen ortaya konulmuş bulunmasını takdirle karşılıyoruz. Ancak bu raporun hazırlanmasının herhangi bir aşamasında, kazadaki insan faktörünü değerlendirmek amacıyla bir uçuş doktorunun fikrinin alındığını sanmıyoruz. Bu eğitimi almış hekimler artık Bakanlıkta da, THY bünyesinde de kadrolu personel olarak görevde bulunmakta iken, kaza sonrasında yardımlarını talep etmemenin mazereti olamaz. Ayrıca bir kaza raporunda mutlaka toksikopatolojik inceleme sonucu da yer almalıdır; pilotların gıda zehirlenmesi, alkol veya ilaç etkisi altında olup olmadıklarının tayini gerekir. FAA'da rutin olan bu inceleme için mutlaka JAA direktifi mi gerekir, yoksa sivil havacılık otoritelerimizin inisiyatif kullanmalarının önünde bir engel mi vardır? Kaybedilen can, mal ve itibar hepimizindir.
Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç
HELİOS UÇAĞI KAZASI
OLAY: Kıbrıs Rum kesiminin özel havayolu şirketi Helios'a ait Boeing-737 tipi yolcu uçağı 14 Ağustos 2005 Pazar günü Larnaka-Prag (Atina aktarmalı) seferini yaparken Atina Hava Trafik Merkezi ile telsiz iletişimini kaybetti. Yunan Hava Kuvvetlerinin iki F-16'sı uçağa yaklaştıklarında, kaptanın koltuğunda bulunmadığını, ikinci pilotun baygın olduğunu, 2 kişinin kokpitte uçağın kumandasını almaya çalıştıklarını, oksijen maskelerinin açık ve sallanmakta olduğunu gördüler. Uçak F-16'lar eşliğinde kontrolsüz biçimde (otopilotta) 44 dakika uçtuktan sonra yakıtı bitince çakıldı; 115 yolcu ve 6 mürettebat öldü. Bazı yolcuların düşmeden önce donmuş oldukları anlaşıldı. Uçağın şehir üzerine düşmemesi için F-16'lar tarafından vurulduğu da, uçağın önünde jetler tarafından yapılan bazı manevralarla hava akımı yaratılarak meskun olmayan bir yere düşürüldüğü de iddia edildi. Uçağın kumandasını almaya çalışanın bir hostes olduğu, başarılı olamamasına rağmen Yunan basını tarafından kahraman ilan edildiği medyada yer aldı.
YORUM: Larnaka kalkışında uçakta havalandırma sistemi arızasının bulunduğunun rapor edilmesi, hatta ikinci pilotun bu yüzden uçuşu reddetmesi, benzer sorunun daha önce 4 kez daha yaşanması (yolculara battaniye dağıtılması) gibi bilgiler, kazanın kabin basıncı kaybı ile ilgili olduğunu düşündürmüştür. Yunan güvenlik otoritelerince yalanlanmış olmasına rağmen, bir yolcunun cep telefonuyla, "çok üşüdüklerini, pilotun mosmor olduğunu" belirten mesajı da eğer doğruluk payı varsa, bu kanıyı doğrulamaktadır.
Uçakta kabin basıncı kaybı iki nedenle ortaya çıkabilir; ya basınçlama sistemi arızası, ya da kabinde basınç kaybı yapacak bir kaçağın olması (kabin patlaması). Bilindiği gibi yolcu uçakları 25-35 bin feet (8-10 km.) irtifada uçarlar ve kabin içi de 5-7 bin feet irtifada tutulur. Bu irtifada dış ısı - 25-55 0C civarındadır. Basınçlama sistemi arızası olmasa bile, kabinde kapı, pencere kopması veya kabin duvarlarının herhangi bir yerindeki çatlak-kırılma olması durumlarda, basıncı görece yüksek olan kabin içi hava, basıncın çok düşük olduğu dışarıya doğru kuvvetli bir rüzgar biçiminde hareket eder; hatta deliğin büyük olduğu hallerde bu akım yolcuları bile dışarı sürükler. Basıncın böylesine aniden azalması, bir patlama sesiyle birlikte havadaki nemi su buharı (sis) haline getirir; ortalık toz-duman olur, ısı birden düşer. Delik küçükse, hava ve basınç kaybı sızma biçiminde ve yavaş olacağından böyle gürültülü tablolar oluşmaz, ama tehlike sinsice gelişir. Bu durumda tehlike yaratan iki unsur, dondurucu soğuk ve hipoksidir (oksijensizlik). Hipoksi, solunan havadaki oksijen yetersizliğine bağlı olarak gelişen, bilinç kaybı ve ölüme kadar götüren bir tablodur. Baş dönmesi, görme bozuklukları, uyuşma gibi belirtileri var ise de, alkol kullanımındakine benzer bir keyif ve umursamazlık (öfori) yarattığı için pilotlar tarafından çoğunlukla fark edilmez. Uçakta kabin basıncının ani veya tedrici kaybını ikaz eden göstergeler, bireysel oksijen soluma maskeleri vardır; ancak olayın paniği, öfori veya bilinç kaybı nedeniyle oksijen solunmaması da, arıza nedeniyle maskelere oksijen akışının kesilmesi de olasıdır. Helios uçağı 37.000 feet irtifada iken basınçlama arızası veya kabin patlaması olduysa, mürettebat ve yolcular - 55 0C ısıya ve hipoksiye maruz kalacaklar, yolcular ya donarak ölecekler veya oksijen solumazlarsa 1-2 dakika içinde hipoksiden bilinç kaybına uğrayacaklardır. Bu kazanın oluşunu hazırlayan bir başka olasılık, egzos ve diğer kaynaklardan kabin içi havasına karışan CO zehirlenmesidir; ancak bu olasılığı destekleyen bir ipucu yoktur.
SONUÇ: Havacılık Tıbbı Derneği, Helios kazasının insan faktöründen (teknisyen, idareci veya pilot hatası) kaynaklandığını; "basınçlama arızası veya kabin patlaması sonucu, mürettebatın hipoksiye ve ani tıbbi inkapasitasyona girmeleri yüzünden oluştuğunu" değerlendirmiştir. Uçağın Alman uyruklu kaptan pilotunun bazı disiplinsizlikleri nedeniyle Almanya'da uçuş alamadığı da detay bir bilgidir. Kazanın oluşmasında bunun payının olup olmadığı bilinmemekle birlikte, bazen çok küçük bir uçuş disiplinsizliği, bir küçük uyarı ışığının dikkate alınmaması, böylesine dramatik sonuçların yaratıcısı olabilmektedir.
Dernek olarak, aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu masum yolcuların ve değerli uçuş mürettebatının feci biçimde kaybedilmiş olmalarından derin üzüntü duyduk ve bu üzüntümüzü Yunan Sivil Havacılık Tıbbı Birliği'ne (HAMS) Dernek adına bir taziye mesajı ile ilettik ancak hiçbir yanıt da alamadık.
Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç
MOLDOVYA UÇAĞI KAZASI
9 Ocak 2007 günü Adana'dan kalkıp Bağdat yakınlarındaki Balad kentinde düşen Moldovya Aeriantur şirketine ait Antonov-26 uçağında 29'u Türk işçisi olan 34 kişi yaşamını kaybetti. Olay sıradan bir kaza mıydı, füze saldırısına mı uğradı, pilotaj hatasına bağlı pisi pisine yitirilmiş canlar mıydı söz konusu olan?
Tam da 4 yıl önce (8 Ocak 2003 günü) 75 kişinin ölümüne neden olan Diyarbakır kazası gibi, bu olayda da görüşü kısıtlayan sis ve meydanda ILS benzeri kolaylıkların olmayışı sebep unsuru olarak gösterildi. Antonov'ların sabıka dosyası oldukça kabarık; teknik donanımı yetersiz sayılan bu uçakların AB ülkelerine inişine müsaade edilmemesi de gündemde. Ama bütün bunlara karşın bir insan olarak kaptan pilotun akıllı davranmasıyla bile bu ve benzeri kazalar önlenebilir niteliktedir. Tıpkı Diyarbakır'da olduğu gibi pilot inişi iptal edebilir, geri dönebilir veya başka bir meydan arayabilirdi. Bilemiyoruz, havayolu şirketinin pilotlara açık veya örtülü baskıları mı oluyor? "Zaten ucuz uçuyoruz, sis-buz gibi basit (!) nedenlerle iniş iptalleri, sonraki sefer gecikmeleri, lüzumsuz (!) yakıt masrafları çıkarmayın başımıza" mı diyorlar; yoksa pilotlar mı işgüzarlık ya da kahramanlık taslıyorlar… Her iki durumda da pilot psikolojisinin, karar verme mekanizmalarının çok daha sağlam olması gerektiği sonucuna varıyoruz.
Ama soru şu: Bu gerçekler hep dramatik uçak kazaları ile mi öğrenilecek? Başka yolu yok mu? Kendi pilotlarımızı milyonlarca dolara satın alınan simulatör cihazlarıyla teknik eğitim ve tecrübe kazandırabiliyoruz; ama uçucu fizyolojisini ve psikolojisini geliştirmek için neredeyse bedavaya seminerler yapmıyoruz! Çok mu zor, çok mu gereksiz? Yoksa hatırlatıcı olarak kazaları kullanmaya devam mı edeceğiz?
Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç
|
|
|