BÜLTEN YAZILARI — 12 Ağustos 2012 12:08

Hipoksinin klinik görünümleri ve psikolojik etkileri

Oksijen yaşamın devamı için en önemli gereksinimlerden biri, belki de birincisidir. Oksijensizlik anoksi, solunum havasındaki oksijen azlığı (vücudun yeterli oksijen sağlayamaması) ise hipoksi olarak bilinir; her iki durum da vücut fonksiyonlarında ölüme kadar varan bozulmalara neden olabilir.

1. Dünya Savaşında bir İngiliz pilot, yüksek irtifada uçarken düşman bölgelerinin fotoğraflarını çekme görevi sırasında, gereksiz yere aynı bölgenin peş peşe 18 fotoğrafını almış, sonradan niçin böyle yaptığını kendisi de anlayamamıştır. Aynı sıralarda bir diğer İngiliz pilot, 19.000 feet irtifada uçarken karşılaştığı düşman uçaklarının pilotlarına çok samimi biçimde el sallamış, arkadaşlarının uyarılarına rağmen ateş açma veya kaçma davranışı da göstermemiştir. Bu gerçek öyküler hipoksinin traji-komik sonuçlarını yansıtmaktadır.

İnsan bünyesinin ortalama 3000 m. yüksekliğe kadar önemli bir sorun olmadan yaşamaya elverişli olduğu genel kuralına karşın; Tibet, Peru, Himalaya, And ve Alp dağları gibi bölgelerin yerlileri, 4.500 – 5.500 m. gibi yüksekliklerde yaşamlarını sürdürmektedirler; bilinen en üst limit budur. Yükseklik unsuru, hipoksiyi yaratan etmenlerden sadece birisidir; bu, hipoksik hipoksi olarak bilinir. 4 tip hipoksi tanımlanmıştır :

1. Hipoksik (hipobarik) hipoksi

2. Hipemik (anemik) hipoksi

3. Stagnant (iskemik) hipoksi

4. Histotoksik hipoksi

Hipoksi Kliniği : Hipoksi, ayrı bir hastalık tablosu olmaktan çok çevresel oksijen azlığına organizmanın tepkisi sayılmaktadır. Oksijen azlığından en çok etkilenen dokular retina, miyokard ve merkez sinir sistemidir.

Hipokside klinik belirtiler aşağıdaki değişkenlere bağlı olarak nicelik ve nitelik farklılıkları gösterir : Ne kadar irtifa alındığı, yükselme hızı, bu irtifada kalış süreleri, çevre ısısı; kişisel performans ve deneyim, beslenme, yorgunluk, alkol, tütün, ilaç kullanımı, stres, aktivite durumu vs.

Belirtiler : Baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, uykusuzluk, bulantı, kusma, iştahsızlık, uyuşukluk, siyanoz, görüş bozulması, bellek ve yargı kusurları, öfori, duygusal dengesizlik, hallusinasyon, kas koordinasyon bozukluğu vs.

Havacılıkta Hipoksi :

Gerekli koruyucu teçhizatı ve oksijen donanımı olmayan baloncu, paraşütçü ve uçucularda hipoksi ciddi bir sorundur. Havacılıkta hipoksinin tehlikeli olabileceği en önemli 3 durum; yüksek irtifa uçuşları, yüksek akselerasyonlu manevralar ve alçak basınç odası uçuşlarıdır. Concorde uçağıyla yolculuk yapıldığı varsayılsa, 50-60.000 feet (15-18.000 m.) irtifada iken uçağın oksijen sistemi işlev görmediği andan itibaren 15 saniye içinde pilot ve tüm yolcular bilinç kaybına uğrayacaklar, 6 dakika sonra da hipoksik hipoksiden öleceklerdir.

1700′ lerdeki balon uçuşlarından bugünkü modern havacılığa gelinceye kadar çok şey değişmişse de, hipoksi nedenli kaza ve ölümler o gün de olmuştur, bu gün de sürmektedir. O zamanlar düşük oksijen koşullarındaki bozukluklar, zihin bayatlaması veya beyin yorgunluğu olarak nitelendirilmiştir. Havacılığın başlangıç yıllarında ise oksijen destek donanımı olmadan uçan pilotlarda, oksijen azlığının birikici etkileri sonucu nörotik bir yapı oluştuğu düşünülerek buna aeroneurosis denilmiştir.

Havacılıktaki Hipoksi Belirtileri : Uçuşta genellikle 8-10.000 feet (3000 m) irtifaya iyi tahammül edilmektedir; fakat kişisel farklılıklardan dolayı, bu yüksekliklerin altında bile belirti gösteren kişiler olabilmektedir. Egzersiz toleransı düşük, beslenmesi yetersiz, yorgun, uykusuz, alkol, tütün, ilaç kullanmakta olan ve psikolojik direnci zayıf kişilerin hipoksi kliniği daha ağırdır. Fakat belki de en önemlisi, hangi irtifaya, ne kadar süratle çıkılıp, ne kadar kalındığı, oksijen kullanılıp kullanılmadığı ve ne ölçüde (G) kuvvetine maruz kalındığıdır.

Önde gelen belirtiler: Görme bozuklukları, baş dönmesi, baş ağrısı, yorgunluk, uyuşukluk, yargı ve bellek kusurları, öfori, koordineli kas hareketleri zaafı ve bilinç kaybıdır. Genellikle en erken çıkan, gece görüş kaybı olup, yüksek G altında gri görüş, tünel görüşü ve görme alanının kararması biçiminde bir ilerleme gösterir. Hipoksi belirtileri genellikle sinsidir, kişi tarafından fark edilmeyebilir; aşırı güven hissi, keyif, kontrolsüz gülme, şarkı söyleme, bağırma, küfretme, histerik bayılma ve temaruz gibi davranış bozuklukları ile bilinç kaybına hatta ölüme kadar kayıtsızlık içinde gidilebilinir. Problem çözme, kendini kritik etme yetenekleri zayıflayabilir. Bellek ve yargı bozuklukları, mantıksız ve sabit düşünceler, tehlikelerden kaçınmama, uyuklama halleri gözlenebilir.

Tedavi : Havacılıkta hipoksik, hipemik, stagnant ve histotoksik hipoksi tiplerinin her biri ayrı ayrı veya birlikte uçucuyu etkileyebilir. Tedavi hipoksi tipine göre belirlenmelidir. Kabin içinde egzos sızıntısı, yangına bağlı plastik maddelerden çıkan siyanid gazı, sigara dumanı, histotoksik ve hipemik hipoksi nedenidir. Bu durumlarda zehirli gazların giderilmesi ve oksijen solunması gerekir. Yüksek G’ li uçuşlardaki stagnant hipoksi söz konusu olduğunda, % 100 oksijen solunumuyla birlikte, anti-G manevraları ve anti-G elbiseleri yararlıdır. Hipobarik-hipoksik hipokside ise, % 100 oksijen solumak ve 3000 m’nin altındaki irtifalara inmek tedavi yerine geçer. Zihinsel fonksiyonlardaki düzelme saniyeler içinde bile gözlenebilir; baş ağrısı ve yorgunluk ise bir süre devam edebilir.

Eğitim : Modern havacılıkta hipoksik ve stagnant hipoksinin olumsuz etkilerini yer koşullarında uçuculara yaşatarak eğitim kazandırmak ve araştırmalar yapmak amacıyla cihazlar geliştirilmiştir. Alçak Basınç Çemberinde eğitim için genellikle 30.000 feet irtifa yeterli görülür. Uçucuların hipoksi etkisi altında geliştirdikleri yanlışlıklar ve performans bozuklukları kendilerine gösterilerek eğitilirler.

Önlemler : Havacılıkta genellikle 10.000 feet üzerindeki irtifalarda oksijen kullanılmaya başlanılması önerilmektedir. Gece uçuşlarında yer seviyesinden itibaren oksijen kullanmak daha doğrudur. 10.000 feet’ ten sonra otomatik olarak solunan oksijen konsantrasyonu arttırılmakta; 32.000 feet’ te % 100 oksijene varılmakta; 34.000 feet’ ten sonra ise basınçlı % 100 oksijen verilmektedir. Ticari havayolu taşımacılığında kabin içi 5-7000 feet irtifada tutulur; kabin basınç ve oksijenlenmesinin bozulması halinde de otomatik olarak yolcuların yüz hizalarına inen oksijen maskelerini kullanarak hipoksi etkilerinden korunulur.

Yazıyı hazırlayan : Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

oyun oyna ege itiraf itiraf k2 belgesi src